En Tehlikeli Yalnızlık: Kalabalıkların İçinde Kaybolmak
Hatice Özdemir
En Tehlikeli Yalnızlık: Kalabalıkların İçinde Kaybolmak
İnsan, doğduğu andan itibaren bir bağın içinde büyür. Önce annesinin sesiyle, sonra ailesinin bakışıyla, ardından hayatın dokunduğu diğer insanlarla kimliğini örmeye başlar. Çünkü insan, tek başına var olabilen bir canlı değildir. Görülmeye, duyulmaya ve hissedilmeye ihtiyaç duyar.
Belki de bu yüzden çağımızın en büyük çelişkisini yaşıyoruz.
Hiç bu kadar birbirimize ulaşabildiğimiz bir dönem olmamıştı. Bir mesajla kıtalar aşabiliyor, tek dokunuşla yüzlerce insanın hayatına tanıklık edebiliyoruz. Ama aynı zamanda hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik.
Çünkü iletişim arttı; temas azaldı.
Artık insanlar birbirlerinin sesini duyuyor ama ruhunu duyamıyor.
Gün içinde defalarca “Nasılsın?” diye soruyoruz. Fakat çoğu zaman cevabı gerçekten merak etmiyoruz. “İyiyim.” cevabı konuşmayı bitiren bir anahtar hâline geldi. Oysa bazen bir insanın en büyük çığlığı tam da o kelimenin içine saklanıyor.
Yalnızlık sadece fiziksel olarak tek başına kalmak değildir.
Asıl yalnızlık, kendini anlatacak kelimeleri bulduğun hâlde seni anlayacak bir yüreğin olmamasıdır.
Bu yüzden birçok insan, kalabalık sofralardan eve döndüğünde daha büyük bir boşluk hissediyor. Çünkü insanın ruhunu doyuran şey ses değildir; bağdır. Aynı odada bulunmak değildir; aynı duyguda buluşabilmektir.
Modern hayat bize görünmeyi öğretti; ama görünür olmanın görülmek olmadığını unutturdu.
Beğeniler arttıkça değerli hissedeceğimizi sandık.
Takipçiler çoğaldıkça yalnızlığımızın azalacağını düşündük.
Oysa insanın ruhu sayılarla değil, ilişkilerin derinliğiyle beslenir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, anlaşılmadığını hisseden bir insan zamanla duygularını paylaşmayı bırakır. Önce cümleleri kısalır. Sonra sessizliği uzar. En sonunda ise kimseye yük olmamak için kendi içine çekilir.
Dışarıdan bakıldığında “güçlü” görünür.
Oysa çoğu zaman sadece yorulmuştur.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
Hayatımda kaç kişi var?
Değil…
Ben, kimin yanında gerçekten kendim olabiliyorum?
Çünkü insanı iyileştiren şey kalabalıklar değildir.
Kendini saklamak zorunda kalmadığı güvenli bir bağdır.
Ve bazen bütün hayatımızı değiştiren şey, bizi yargılamadan dinleyen tek bir insan olabilir.