Duygu Uludaşdemir

Bağırıyor, Geri Çekilmiyor, İnsanın İçine Oturuyor!

Duygu Uludaşdemir

Bir ülkenin en güvenli olması gereken yerleri neresi diye sorsalar, çoğumuz hiç düşünmeden “okullar” deriz. Çünkü okul; bilginin, umudun ve geleceğin evidir.
Ama bugün geldiğimiz nokta içler acısı bir hal aldı. 
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta peş peşe yaşanan silahlı saldırılar, sadece birkaç haber başlığı değil. Bunlar, toplumun en derin yerine isabet eden sorular. Şanlıurfa’da yaralılar var. Kahramanmaraş’ta ise yaralılar ve  hayatını kaybedenler… Her sayı bir insan. Bir hayal. Bir aile. Ve artık geri gelmeyecek bir gelecek. Bu acı taş gibi göğsümüzün tam ortasına oturdu. Peki biz ne yapıyoruz? Her olaydan sonra aynı cümleleri kuruyoruz:
“Üzüntülüyüz.”
“Gerekli önlemler alınacak.”
“Soruşturma başlatıldı.”
Sonra ne oluyor? Bir sessizlik başlıyor. Ve o sessizlik, zamanla alışkanlığa dönüşüyor. Asıl tehlike tam da burada. Çünkü toplum, en çok tekrar eden şeye alışır. Ve biz artık şiddetin kendisine değil… onun yankısına alışıyoruz. 
Okullarda silahın ne işi var? Bu sorunun cevabı hâlâ yok. Ama daha rahatsız edici olan şu: Bu soruyu sormaya devam edip etmediğimiz bile artık net değil. Çünkü bir noktadan sonra insanlar cevap aramayı değil, durumu kabullenmeyi seçer. Ve kabulleniş, en sessiz çöküştür. Daha acı olan ne biliyor musunuz? Bu olaylar sadece güvenlik meselesi değil. Bu, toplumun ruh haliyle ilgili. Öfkenin bu kadar kolay yön değiştirdiği, bu kadar hızlı sertleştiği bir yerde… kapıya konulan güvenlik, sadece görüneni kontrol eder.
Asıl mesele görünmeyende. Ailede, sokakta, sosyal medyada… her yerde büyüyen bir dil var.
Keskin. Sabırsız. Ve giderek daha tahammülsüz. Bugün Şanlıurfa, yarın Kahramanmaraş…
Ve belki de bir gün, hiç beklenmeyen bir yerde. Bu bir korku senaryosu değil. Bu, yavaş yavaş normalleşen bir gerçeklik.
Eğer hâlâ “münferit” diyerek geçiyorsak, belki de mesele olayların kendisi değil… bizim onları nasıl gördüğümüzdür. 
Burada sorulması gereken sorular basit ama ağır:
•    Bu saldırılar arasında bir benzerlik var mı? 
•    Kullanılan yöntemler tesadüf mü? 
•    Faillerin geçmişi bize ne anlatıyor? 
•    Herhangi bir ideolojik ya da örgütsel iz var mı? 
Geçmişte DEAŞ gibi yapılar, tam da bu “önemsiz görülen” detayların içinde büyümedi mi? Önce küçük parçalar vardı. Birbirinden kopuk gibi duran olaylar…Sonra o parçalar birleşti.
Dolayısıyla… Bağırıyor, geri çekilmiyor, insanın içine oturuyor!

Okullar kurşun sesine alışmamalı.
Çocuklar siren sesiyle büyümemeli.
Ve biz…Bu sessizliğe alışmamalıyız. Çünkü bazı şeyler, alışıldıkça kaybedilir.
Ve en sonunda insan, neyi ne zaman kaybettiğini bile hatırlamaz. Türkiye ‘min başı sağ olsun…

 

Yazarın Diğer Yazıları